Online ForummHoş geldin, Misafir.
Son Ziyaretiniz:
Mesaj Sayınız: 0


    Röportaj

    Paylaş

    Admin
    Admin
    Admin

    Aktiflik :
    999 / 999999 / 999

    Cinsiyet : Erkek
    Mesaj Sayısı : 136
    Rep Gücü : 1000719
    Rep Puanı : 2
    Kayıt tarihi : 19/02/11
    Yaş : 20
    Nerden : Diyarbakır

    yeni Röportaj

    Mesaj tarafından Admin Bir Perş. Haz. 30, 2011 11:26 am

    İllüzyon Değil Gerçek(Röportaj)

    --------------------------------------------------------------------------------

    Gözümüzün önünde kaşıklar bükülüyor, metaller havaya kalkıyor. Önce bunun bir illüzyon olduğunu düşünsek de yanıldığımızı anlıyoruz. Tüm gördüklerimizin bilimsel bir açıklaması var. Ve damarlarında hanedan kanı dolaşan Selim Önengüt, “Bu bir illüzyon değil, gerçek” diyor. Sihirbaz olarak etiketlenmekten çekinen Önengüt, Baltalimanı’nda, yaşamını sürdürdüğü yalının bahçesinde İstanbul Life ekibiyle buluştu, inanılmaz hikayesini anlattı.24 yaşındaki Selim’in babaannesi, hem anne hem de baba tarafından son halife Abdülmecit’in akrabası. Damarlarında hanedan kanı dolaşan bu genç adam, Koç Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ni dereceyle bitiriyor, Yale Üniversite’sinde seminerlere katılıyor. Üniversite ikinci sınıfta yine bir hukuk semineri için gittiği Sorbonne’da tanıştığı profesör doktor ise bir anlamda hayatında dönüm noktası oluyor. Çünkü içinde hissettiği gücü açığa çıkarmasında ona en çok yardımı dokunanlardan biri kendisi. Peki hikaye nasıl başlıyor? Onu da Selim Önengüt anlatsın.

    Nasıl başladı her şey?

    - Aslında çocukluğuma kadar uzanıyor. Yani benim küçüklüğümden beri etrafımda garip şeyler olurmuş. Lambam yanıp sönermiş, patlarmış... Bu çocukta bir şey mi var acaba diye düşünürlermiş hep. Yıllar içinde bu o kadar konuşuldu ki, ben de zamanla bir şekilde doğa üstü olarak tabir edebileceğimiz bu konulara ilgili hale geldim. Benim dışımda babaannem ve rahmetli büyük ninem de oldukça meraklıymış. Aslına bakarsanız kendimde böyle bir şeyin olduğuna inandırıldım. şimdilik size net bir şey söylemem doğru olmaz ama benim üzerimde inceleme yapan biri var şu anda. Ancak adının açıklanmasını istemiyor kesinlikle. Onun söyledikleri üzerinden gidersek, araştırmaları doğrultusunda benim beynimin küçük yaştan beri bu şekilde koşullandırıldığını ve bu nedenle de bu tip bir özellik geliştirdiğimi düşünüyor.

    Nasıl bir özellik?

    - Yani konsantrasyonla vücudumdaki statik elektriğin artması sonucu bunu çok doğal bir şekilde yapabilir hale gelmişim. Bu kişinin tezi bu. Tabii her ne kadar koşullanma olsa da işin güzel yanı vücut yapımın da buna uygun olması. ıkisi bir araya gelince de işte ben oluşmuş oluyorum. Ben de konuyla ilgili kendimi daha fazla geliştirmeye adadığım için özellikle 18 yaşından sonra bu işin bilimsel yönüne eğilip, hipnoz eğitimi nedir, kişilik analizi nasıl yapılır, bunlara yoğunlaştım. Sürekli bilgi topladım ve her zaman bilgiyi takip ettim. Ancak üniversitenin ikinci sınıfında, Sorbonne’da tanıştığım bir profesör bana çok şey kattı. Sorbonne Tıp Akademisi’nden mezun, hipnoz ve hipno terapiyle ilgili bir Fransız doktordu.

    ELEKTRİĞİMİ ARTIRMAK İÇİN ÖZEL DİYET YAPTIM

    Bu yaptıklarını herkes yapabilir mi?

    - Öncelikle herkesin vücudunda iki voltluk bir statik elektrik var. Bu bizim sinir sistemimizle beynimizin iletişimini sağlayan, vücudumuzdaki kimyasal reaksiyonlar sonucu oluşan bir statik elektrik. Ancak iki voltla bir kaşığı bükmek mümkün mü? Hayır... Belki bir kağıt parçasını hareket ettirebilirsiniz ya da bozuk bir saati avucunuzun arasında tutarak bir saniye bile olsa çalıştırabilirsiniz, ancak bir plastiğe, bir mekaniğe etki edecek elektrik enerjisi ortaya çıkarabilmeniz, vücudunuzda böyle bir kimyasal reaksiyon oluşturmanız için daha fazla bileşene sahip olmanız lazım.

    Bu nasıl olacak?

    - Öncelikle düzenli bir diyet gerekiyor. Diyet derken rejimden değil, bir beslenme alışkanlığından bahsediyorum. Vücuttaki kimyasal elektrik üretiminin sodyum ve potasyumun reaksiyona girmesi sonucu oluştuğunu 15-16 yaşlarındayken öğrenmiştim. Sodyum ve potasyum değeri yüksek besinler aldığınız zaman vücutta tuz fazlalığı oluyor. Bu da elektrik üretimini artırıyor. Mesela bazı insanlar dolmuşların kapılarını açarken ya da bir yerden geçerken daha fazla çarpılırlar. Bunun nedeni kanlarındaki tuz oranının daha fazla olması.

    Peki bu oranı artırabilir miyiz?

    - Evet, çünkü beyin tüm vücudu kontrol ediyor. Belli bir konsantrasyonla, vücudumuzda bulunan tuzu ve bu üretimi belli noktalara yoğunlaştırarak bir etki yaratabiliyorsunuz. Bilimsel açıklaması bu. Zaten ben her zaman olayın bilimsel tarafıyla ilgilendim. Kesinlikle bir sihirbaz ya da illüzyonist değilim. ızlemesini çok severim ama haklarında çok az şey biliyorum.

    İLLÜZYONLA DOKUNMA HİSSİ YANILTILAMAZ

    Bu işe yoğunlaşırken aklında ne vardı?

    - Ben bu işe ilk başladığım zaman, amacım insanları şaşırtmaktı aslında. Bakın böyle bir şey var, bunu biliyor muydunuz tarzında yapıyordum. Sonra işler kendi kendine gelişti. Sunay Akın’ın oyuncak müzesinde sahneye çıkmaya başladım ve orada yaptığım gösteriler sonucu tanıştığım insanlar oldu. O insanlar beni daha sonra CKM ve Maslak TıM gibi yerlerde çıkmaya ikna etti. Aslında ben bu kadar büyümesini istemiyordum.

    Neden?

    - Çünkü bunu bir merak olarak yapıyordum, sonrasında iş ciddi boyutlara taşındı. Öyle olunca omuzlarınıza bir sorumluluk binmeye başlıyor. Sonra üniversitede yayılmaya başladı. Ardından üniversitenin belli organizasyonlarında görev aldım, sahneye çıktım. Bir de şu var; ben hukuk okudum ve şu anda stajyer avukatlık yapıyorum. Yani asıl işim avukatlık.

    Yani bir daha sahnede gösteri yapmak planların arasında yok...

    - Hayır, bu işi gösteri olarak değil eğlendirici seminerler olarak yapmayı planlıyorum. Kişisel eğitim seminerleri vereceğim.

    Ne öğrenecek insanlar bu seminerlerde peki?

    - Bakın bu, hadi enerji çalışalım, içimizdeki enerjiye odaklanalım, evrene iyi mesaj yollayalım tarzında bir şey değil. Ben oturup bilimsel olarak insanlara “şu kadar statik elektrik üretebiliyoruz, peki bunu nasıl kullanabiliriz ya da nasıl artırabiliriz”i anlatıyorum. Bu konu dışında hipnoz, kas ve mimik okuma, karakter analizi yapma gibi bilgilerim var. ınsanlara yeri geliyor hafıza tekniği öğretiyorum, yeri geliyor hızlı okuma teknikleri, hipnozla alakalı şeyler öğretiyorum, kendi kendilerini nasıl rahatlatabilirler, stress management dediğimiz siniri ve öfkeyi bastırma yöntemlerini gösteriyorum. Nasıl daha sağlıklı düşünebilirler bunun yolunu gösteriyorum. Tüm bunlar insanlara iş hayatlarında ve özel hayatlarında da çok yardımcı olabilecek teknikler ve gerçekten bilimsel şeyler. Karakter analizi de aynı derecede önemli.

    Bunca bilgi birikimine rağmen insanların bu yaptığına ‘sadece illüzyon’ deyip geçmesinden çekinmiyor musun?

    - İllüzyon ya da sihirbazlıkta ancak gözünüz yanılır. Ama kulağınız, dokunma hissiniz yanıltılamaz. Siz az önce avucunuzda kaşığın döndüğü sırada bir enerji hissetmediniz mi? Ne var ki bizim beynimiz bilmediği bir şeyi gördüğü zaman onu bilinen bir şeyle bağdaştırmaya programlı. Dolayısıyla bu kaşık bükmeyi gördüğü zaman “illüzyon” diyor.

    TAŞIDIĞIM İSİM YÜZÜNDEN AİLEM TEPKİ GÖSTERDİ

    Gelelim ailene, onlar nasıl yaklaştı bu duruma?

    - Çok kapalı, tutucu yaklaştılar. Tepki aldım. Kötü bir şey yaptığım için değil, ortaya çıkmam konusundaydı aldığım tepki. Bunu yapmamı hiçbir zaman istemediler. Çünkü taşıdığım bir isim vardı. Başta uygun bulmadılar ve desteklemediler.

    Ailenin başta bu kadar tepki vermesinin nedeni, hanedan soyundan gelmen olabilir mi?

    - Tabii bu durumun ağırlığını hep üzerimde hissettim. Davranış ve tutumlarınıza çok dikkat etmeniz gerekiyor. Babaannemin hem annesi hem de babası, son halife Abdülmecit’in kuzeni. Babaannemin annesi de Selim Sırrı Paşa’nın torunu. ıkisinin evliliğinden babaannem, babam ve sonra biz oluyoruz. Sonuçta bir isim taşıyorsunuz, bu isteseniz de istemeseniz de bir yük. Ama bununla yaşamayı öğreniyorsunuz. Ben öncesinde bu bağdan arkadaş ortamlarında bahsetmezdim ama sonra bu işlerle birlikte bir şekilde yayıldı ve artık saklamıyoruz. Sonuçta dedelerinizi tarihin içinde görebilmeniz güzel bir şey.

    SARAYA UZANAN HİKAYE

    Selim Önengüt’ün babaannesi Gülseren Albatros, İstanbul’da doğup büyümüş. Yurt dışında eğitim almış. şimdilerde konferans çevirmenliği yapıyor. Gülseren Hanım’ın babasının hem annesi hem de babası, son halife Abdülmecit’in kuzeni. Babası Ahmet Selim Albatros, deniz subayı. Küçüklüğü Mecit Efendi’nin yanında geçmiş. Resim yapmaya ilgi duyuyormuş ve “Refahın Batışı” tablosu bugün Deniz Müzesi’nde sergileniyor.

    Gülseren Albatros, “Hanedan akrabalıkları çoktur, hepsi bir tarafa dağınıktır. Babam da subay olduğu için yurt dışına gittikten sonra hanedanın Nice’den, Cannes’dan yazdıkları mektuplar, resimler var. Bu mektuplar ve resimler hâlâ duruyor bende” diyor.

    Annesinin babası Mehmet Habip Bey, Bolulu ve ilk ıttihat ve Terakki’cilerden. Çok aktif bir subay. Millet Meclisi’ne girmiş ancak 1-2 dönem sonra bırakıp ticarete atılmış. Bulgur kralı lakabıyla tanınıyor. 45-46 yaşlarında vefat etmiş. Anneannesi Bedia Sultan ise saray eşrafından, o dönemki ızmit Valisi Selim Sırrı Paşa’nın kızı.



    _________________
    Online Forumm [Resimleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]

      Forum Saati Paz Ara. 04, 2016 1:57 am